13 Ekim 2009

Tanıdık Bir Diyalog

-Neden söylemedin?

-Korktum.

-Hala bilmiyor yani.

-Hayır.

-Belki böyle daha iyi.

-Belki...

-Hem kaybedecek çok şeyin var.

-Evet.

-Ama kazanacak da çok şey var.

-Biliyorum.

-O halde?

-Korkuyorum.

-Eğer söylersen ve beklediğin cevabı alamazsan diye korkuyorsun.

-Evet.

-O zaman hem onu hem diğerini kaybedeceksin diye değil mi?

-Hayır.

-Nasıl?

-Beklemediğim cevabı duymaktan korkuyorum, evet. Ama beklemediğim cevabı duyup tüm bu hissettiklerimden

kurtulmak zorunda kalmaktan daha çok korkuyorum.

-Çünkü bu hissettiklerinden nasıl kurtulacağını bilmiyorsun.

-Evet.

-Yalnız kalmak önemli değil mi?

-Değil.

-Hissettiklerimi bir yere varmayacağından artık emin olarak hissetmeye devam etmek daha korkutucu.

-Söylemeden, cevabı duymadan bir umut taşımaya devam etmek mümkün çünkü.

-Evet.

-Demek umudunu kaybetmekten korkuyorsun.

-Evet. Sadece o olmasa da, evet.

-Ama böyle kendine daha çok zarar veriyorsun.

-Evet ama hiç bir şey umudunu yitirmekten daha kötü olamaz.

-Peki ya söylediğinde kazanacaklarının ihtimali? Bu da mı yetmiyor söyletmeye?

-Daha önce hep söyledim. Hep kaybettim. Bu defa, onunla bu riske giremem.

-Bu defa hepsinden farklı mı?

-Evet.

-O hepsinden önemli mi?

-Evet. Bu defa umudumu kaybetmeyi göze alamam.

-Peki bu halde yaşadıkların gerçek mi?

-Kimin yaşadıkları gerçek?

-Kelime oyunu yapma.

-Gerçeği konuşuyorum.

-Bu konuyu deşmiyorum. Bir yere varmayacak.

-Varmaz. O ruh halinde değilim.

-Diyelim ki söyledin. Ne söylerdin? Nasıl söylerdin?

-Beni kurtarman mümkün mü derdim. Acele etmesini çünkü düşmek üzere olduğumu söylerdim. Ve sadece onun bana

yardım edebileceğini söylerdim. Doğruyla yanlış arasındaki farkı bildiğimi ama umursamadığımı söylerdim. Söz

konusu o olduğunda umursamadığımı söylerdim.

-Peki ya istediğin cevabı verseydi?

-Benim kurtarılmaya değer olduğumu söylerse mi yani?

-Demek istediğin cevap bu.

-Evet.

-Ne yapardın peki?

-Hayatımı geride bırakırdım.

-Hayatını geride bırakacak kadar önemliyse söylemelisin. Bir şeyin öneminin ölçütü bundan yüksek olamaz.

-Biliyorum.

-Biliyorsan neden? Yanlış zaman? Yanlış yer? Bunlar çok klişe bahaneler. Hele senin için!

-Biliyorum.

-Biliyorum, biliyorum, biliyorum. Başka laf bilmiyorsun! Neden söylemiyorsun?

-Söyleyemiyorum. Kafamdan yüzlerce kez geçirdim, nasıl, nerede söyleyebileceğime dair binlerce senaryo yazdım.

Bazılarına fırsatım oldu, bazılarına olmadı. Zaten dünyada sadece ikimizin kaldığı senaryoların gerçekleşmesini de

beklemiyordum.

-Fırsatın olduğunda?

-Gücüm olmadı. Yüzüm olmadı.

-Söylemelisin ve cevabı ne olursa olsun duymalısın.

-Hayır.

-Hadi ama yapma. Sen güçsüz hissetmekle başa çıkacak kadar güçlüsün. Yüzsüzün tekisin zaten, orada hiç

problemimiz yok.

-Beni güldürmeye çalışma. Havamda değilim.

-Güldürmeye değil, göstermeye çalışıyorum. Bak ne olursa olsun ben yanında olacağım.

-Toparlanmaya çalışan kafamın, kalbimin, midemin içinde olamayacaksın ve ben yalnız olacağım.

-Ama senin için burada olacağım.

-Aynı şey değil. Ben her şeyi kaybetmiş olarak yalnız olacağım. Yanımda sen olacaksın, belki başkaları da olacak

ama ben yalnız olacağım.

-Ama senin derdin yalnız kalmak değil ki...

-Değil.

-Umudunu yitirmek.

-Öyle.

-O halde?

-Korkuyorum.


Bu kısa hikaye Öykü Atölyesi'nce belirlenen KORKU kelimesinin

beynimden kovaladıklarıyla yazılmıştır.

2 yorum:

  1. waw,
    yazmaya cesaret bile edemeyeceğim bir korkumu sözcüklere dökmüşsünüz.umarım yaşanmamıştır sadece kurgudur.ben beynimde yaşadıkça bunaldım da...
    helal.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler.
    Benim için de bir nevi terapi oldu. Benim gibi insanlar yazmadan neler düşündüğünü bilemiyor.

    YanıtlaSil